*Lütfen Sitemizin Kural Bildirgesini Okuyunuz

 

GENÇLERİMİZİ  KORUYALIM

 

Çeşitli ülke ve toplumlarca kendi milli hedef ve menfaatlerine ulaşma aracı olarak kullanılan propaganda faaliyetleri, ülkemiz ve özellikle gençlerimiz için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Gerçekten de ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz gençlerimiz, çoğu zaman çeşitli tehdit odakları tarafından arzu edilmeyen davranışlara itilmektedirler. Cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin rahata, duyguların mantığa üstün geldiğini, araştırma, öğrenme ve dinamizm çağındaki bu dönemde gençlerde en etkin duygu otoriteden kurtulma duygusudur. Gençlerimizin bu kritik döneminden yararlanmak isteyenler bütün planlarını gençlerimizin bu özellikleri üzerine bina etmektedirler. Çeşitli kitle iletişim araçları ile gençlik kesimine ulaştırılan haber, bilgi, tema ve sloganlar yardımı ile gençlerin daha önce kazanmış olduğu değerler tahrip edilerek zihinleri karıştırılmaya çalışılmaktadır.

Ülkemiz, 30 yıldır iç ve dış düşmanların destekleyip organize ettiği yıkıcı faaliyetlerden oluşan tehdit ve bu tehdidin doğurduğu terör olayları ile karşı karşıyadır. 1968'den 80'li yıllara kadar sağ-sol, 1980'den sonra ise Türk-Kürt ve en son olarak da laik-antilaik, diye bölünerek insanlarımız birbirine kırdırılmak istenmektedir. Her şeyden öte, bütün bu olaylar ülkemizin siyasi, ekonomik ve kültürel yönden rotasını düzelttiği, işlerin iyi gittiği dönemlerde -sanki önünü kesmek istermişçesine-  çıkarıldığı izlenimi uyanmaktadır.

Soğuk savaş dönemlerinde uygulanan yol ve yöntemlerin amacı, o ülkeyi siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik ve askeri yönden zaafa uğratarak yıpratmaktır.

Bu doğrultuda, ülkemize ve toplumumuza yönelik  hasım devletlerce yürütülen planlı, devamlı, çok yönlü ve çok merkezli bu propaganda faaliyetleri hakkında bütün vatandaşlarımızın, özellikle üniversite ve yüksekokul seviyesine erişmiş veya çalışma hayatına atılmış gençliğin “bilgilendirilmesi” gerekmektedir. Zira, konu hakkında yetersiz bilgiler ve toplumun bilgisiz olması ülkemize yönelen tehdidi daha da etkili bir duruma getirmektedir.

Geçmişten bugüne, ülkemizdeki terör örgütleri faaliyetlerini, silahlı yöntemlerin yanında psikolojik yöntemlerle de sürdürmektedirler. Buna paralel olarak, ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütlerinin örgütlenme ve eleman kazanma aşamaları bir yayınevinin etrafında bir araya gelen insanların yazdığı kitaplar ile çıkardıkları gazete ve dergilerle başlamakta ve devam etmektedir. Bir örgütün faaliyet yürüttüğü toplumun içerisinde taban bulabilmesi ve eleman kazanabilmesi için ideolojik olarak kabul görmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi “davranışların görünmez dünyası düşüncelerdir”. Bu bakımdan, bir insana arzulanan istikamette davranışta bulundurmak için önce düşünce dünyasında gerekli değişikliğin yapılması gerekmektedir.

“Düşünce ek, eylem biç” sözünden hareketle, ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri, zehirli terörizm aşısını önce zihinlere yapmaktadırlar. Zihinlerde yapılan tahribatlar, zamanla insanların ruh dünyalarına nüfuz ederek eylem haline dönüşmektedir. Bunu,“Kalem fikir vermezse, kılıç kesmez” sözü çok güzel ifade etmektedir.

Bu çerçevede, terör örgütleri tarafından yürütülen psikolojik harekat faaliyetleri, örgütlenme ve militan kazanmak için müracaat edilen tek ve eşsiz bir mücadele yöntemidir.

Bilindiği gibi, bütün terör örgütlerini ayakta tutan bazı unsurlar vardır. Bunlar; ideoloji, iç ve dış destek, para ve elemandır. Bir terör örgütünü ayakta tutan en önemli kaynak insandır. Bir insanı örgüte bağlayan öğe ise, ideolojidir. Bir terör örgütünün istediği kadar parası olabilir, yurtiçi ve yurtdışından istediği kadar maddi ve manevi destekçileri olabilir. Fakat, insan kaynağı olmadığı sürece, o örgütün ayakta kalabilmesi mümkün değildir.

 İşte, örgütlerin bu ihtiyacını karşılama  zorunluluğu göz önünde bulundurularak gençliğimizi yıkıcı, bölücü ve irticai örgütlerin tehdidinden koruyabilmek için anne ve babalardan, okullarımıza, medyaya ve polise kadar herkese büyük görevler düşmektedir.

 

a.Anne ve Babalara Düşen Görevler  

Gençlik bir insanın yaşamındaki en kritik dönemlerden biridir. Çocukluktan ergenliğe adım atan gençlerde ilk değişiklikler önce fizyonomilerinde başlamaktadır. Fizyonomideki bu ani değişiklikler, ellerin, ayakların büyümesi, burnun ve çenenin büyümesi, vücuttaki kıllanma, sesteki değişiklikler vs. genci tedirgin etmeye başlar.

Fizyonomideki bu ani değişim bir gencin görünümünü ilk zamanlarda olumsuz yönde etkilemektedir. Zira, fizyonomide orantısız bir görünüm söz konusudur. Bunun nedeni ise organların gelişimlerini farklı zamanlarda tamamlamalarıdır.

Ergenlik dönemi ile gençliğe ilk adımını atan bir bireyin fizyonomisindeki bu orantısız ve karmaşık görüntü psikolojisinde de görülmektedir.

Gençlerin aşırı alıngan davranmaları, başkalarına acımasızca eleştirilerde bulundukları halde, hiç eleştiriye gelememeleri, coşkulu ve hayalci olmaları, otoriteden devlete varana kadar her şeyi eleştirme eğilimi taşımaları vs. buna en iyi örneklerdir.

Aslında gençler bu davranışlarıyla ana babadan otorite figürünü temsil eden öğretmen ve devlete kadar herkese bir mesaj vermektedirler. Nedir bu mesaj? Shakesper, “Dünya bir sahne, insanlarda bu sahnede birer oyunculardır” demiştir. İşte gençler, anne babaya ve otorite figürünü temsil edenlere, dünya bir sahne ise ve bu sahnede bana düşen bir rol var ise şayet, benim bu rolümü en iyi şekilde oynayabilmem için kendime ait bir benlik, kendime ait bir kimlik ve kişiliğimin olması gerekir diyorlar. Anne babalar da; hayır, siz bizim istediğimiz tarzda kimliğe, kişiliğe ve benliğe sahip bir çocuk olacaksınız diyorlar. Bu noktada anne babalarla gençler arasında iletişim kopukluklarına neden olabilecek çatışmalar çıkıyor.

Yapılan araştırmalarda gençlerin anne babalardan en büyük şikayeti adam yerine, yetişkin yerine konmamak, anlayışsızlık, güvensizlik ve sürekli çocuk yerine konmak olduğu görülmüştür.

Bu nedenle; bir genç, aile ortamında adam yerine konmadığı, yetişkin yerine konmadığı için kendine değer veren, adam yerine, yetişkin yerine koyan ortamları aramaya başlıyor. Satanist gruplar ve terör örgütleri de maalesef tam bu kavşakta gençlerimizin karşısına çıkıyor ve onu kazanana kadar ileride bedelini fazlasıyla almak üzere sözde sevgiyi, saygıyı ve değeri gençlerimizin arzuladığı bir şekilde veriyorlar.

Bu aşamada yıkıcı, bölücü, irticai ve zararlı örgütler, bir gencin zihnini, kalbini ve ruhunu avuçlarını içerisine aldığı zaman o genç örgüt dışına çıkmak istese de, çıkması mümkün değildir.

 Aslında gençlerin büyüklerden beklediği sınırsız bir özgürlük ve tek başına buyruk olmak değildir.

Onlar;

·Toplumda kendilerine yer edinmek,

·Kendilerini ispat etmek için bağımsız olmak,

·Güvenilmek ve adam yerine konmak isterler.

 Onların sabırsızlığı gençlik çağının belirsizliğinden bir an önce kurtulma çabasından kaynaklanmaktadır.

Anne ve babalara tavsiyemiz, gençlik çağındaki çocuklarınızı gereksiz yere yargılamadan, eleştirmeden adam yerine, yetişkin yerine koymaları ve onlara bu kritik dönemde herkesten daha çok yardımcı olmalarıdır.

Terör örgütlerine ve aşırı akımlara katılan, uyuşturucu kullanan gençleri yakından analiz ettiğimizde, genelde ailevi problemlerinin olduğunu, en azından ailelerinin kendilerine karşı çok ilgisiz olduğunu görmekteyiz.

Van İli Çatak İlçesi, Sırmalı Köyü Dokuzdam Mezrası’nda 13 Eylül 1997 tarihinde, güvenlik güçleriyle girdiği  silahlı  çatışmada, ölü olarak  ele geçirilen “Agit” kod isimli PKK terör örgütü mensubunun üzerinden çıkan şiir, anne ve babalara önemli mesajlar vermektedir.  

 

Pişman etme aman doğduğum güne,

Mutlu olmak hakkım olsa bile

Bir zalim düşürdü beni bu hale

Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.

 

İster miydim soğuklarda, dağda yatmayı

Anaların yüreğine ateş yakmayı

Veren kahrolsun elime silahı

Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.

 

Bir zalim, başından vururum diyor

Dönenin sonu ölümdür diyor

Ne kadar pişman olursan ol diyor

Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.

 

Dost sandıklarım pusuda yatıyor

Kaçmaya kalksam namluyu dikiyor

Her gece bir  zalim nöbet tutuyor

Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.

 

Her gün biraz daha azalıyorlar

Çoğu pişman olmuş, diyemiyorlar

Ölüm soğuktur anam kaçamıyorlar

Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.  

   

  b. Öğretmenlere  Düşen Görevler  

Gençler için okul, öğrenim görülen,  arkadaşlıklar  ve yeni ilişkiler kurulan toplumsal bir ortamdır. Orta öğrenimden itibaren, gençlerle öğretmenler arasında etkin bir iletişim doğmaktadır. Gençlerin tutum ve davranışları, özgürlük girişimleri öğretmen-öğrenci ilişkisine değişik bir boyut kazandırmaktadır. Bu dönemde, genç, kendisini ayrı bir varlık olarak görmek ve göstermek çabasındadır. O artık kendi başına kişiliği olan biri olarak tanınmak ister ve ailesinden dolayı değil, kendi yetenekleriyle, başarısıyla ve kişilik özellikleriyle beğenilmek ve kabul görmeyi arzu eder. Bu bakımdan okul ortamı, etkilendiği ve başkalarını etkileyebildiği bir toplumsal ortamdır. Hayranlık duyduğu bir öğretmen bu geçiş döneminde ona dayanak olur. Anne ve babasıyla kopardığı iletişimi okulda sürdürebilir. Kendine yeni özdeşim örnekleri yaratır. Öğretmen de gence değer veriyorsa genç mutludur, onun kişiliğinden kendi benliğine olumlu özellikler katmaya çalışır.

Eğer, öğretmen okulda aşırı disiplin ve baskı uyguluyorsa, gençlerin ergenlik döneminden kaynaklanan problemlerine yardımcı olmak yerine, anlayışsız davranıyorsa, bir genç ailesinden ve okulundan bulamadığı sevgi ve saygı dolu hoşgörülü ortamı başka yerlerde aramaya teşebbüs eder.

PKK terör örgütü içerisinde 3,5 yıl  silahlı eylem ve faaliyetlerde bulunduktan  sonra örgütün iç yüzünü tüm çıplaklığıyla görüp, güvenlik güçlerine teslim olan Sami Demirkıran, gazeteci Arslan Tekin ile yaptığı röportajda, örgüte okulda öğretmeninden yediği bir tokat nedeniyle katıldığını söylemiştir.

Aşağıda yer alan bir öğretmenin öğrencileriyle kurmuş olduğu olumlu iletişim, olumsuz sonuçları bakın nasıl engellemektedir.

"Öğretmen bu lisede göreve yeni başlamıştı. Bir gün üçüncü ya da dördüncü defa girdiği sınıflardan birinde burnuna yoğun bir alkol kokusu geldi. Sınıf, öğretmenin bu kokuyu alacağını düşündüğünden tetikte bekliyordu. Gözlerini öğrencilerin üzerinde dolaştıran öğretmen, arka sıralara doğru yürümeye başladı. Duvar dibinde oturan bir öğrenci her hali ile “Koku benden geliyor” diyordu. Öğretmen öğrencinin başına dikildi. Delikanlı, olabileceklerin endişesi içinde “İstersen bu konuya hiç girme” gibilerinden uyarıcı bir bakışla öğretmene baktı. Bütün sınıf dönmüş kendilerini izliyordu. Öğretmen samimi bir merakın dışına taşmamaya özen göstererek sordu:

-Bu kokuyu nereden kaptın?

Bu esprili soru delikanlıyı rahatlattı. Yine de tedirginliği tam olarak geçmemişti. Bu, o anda pek mümkün de değildi. Fakat yine de kendisinde, bir elini yüzüne siper yapıp cevap verme cesaretini buldu.

-Ben, dedi. Geceleri, babamın çalıştırdığı bir meyhanede barmenlik yapıyorum... Bazen ben de içki içiyorum... Dün akşam öyle oldu...

Sonra öğretmenin tepkisini anlamak ve karşı tepkiye hazırlanmak için elini yüzünden çekip dik bakışlarla öğretmenine baktı...

Öğretmen hafif bir gülümsemenin eşlik ettiği bir kararlılık ve ciddiyet içindeydi. Konuyla bir öğretmenin alışılmış tavrı içinde ilgili olmadığını, kendisi için bir büyük meselenin ortaya çıkmadığını, sınıfa içkili geldiği için kendisini azarlamak gibi bir niyetinin olmadığını tek bir hareketle anlattı. Elini delikanlının omzuna koyup biraz sıktı. Bunda “çalışmana memnun oldum” gibilerden bir mesaj da yok değildi. Bütün bunlar olup biterken senaryo da çoktan hazırdı. Şöyle dedi öğretmen:

“-Geçenlerde ünlü bir barmenle yapılmış bir röportaj okudum. Adam ben ömrümde ağzıma içki koymadım diyordu. Bunun ne kadar zararlı bir şey olduğunu yıllardır izliyorum. Bu ifadeler çok ilgimi çekti. Müşterilerle beraber içki içen çok barmen vardır. Fakat içki içmeyen bir barmene ilk defa rastladım.

Bu adam bana çok güçlü bir kişiliğin sahibi gibi geldi. Ben aynı iradeyi sende de görüyorum. Sende de aynı güçlü karakter var. İçki içmeyen bir barmen olabilirsin...”

Öğretmen itirazına barmenlikten başlasaydı büyük ihtimalle değişen bir şey olmayacaktı. Çocuk öncelikle bu yönde bir itiraz beklediğinden karşı itiraz için hazırlığını yapmıştı bile. İşe “içki içmeyen barmen” imajının yüceltilmesiyle başlanması delikanlı üzerinde beklenen etkiyi yaptı. Kafasındaki “madem barmenim benim içki içmem normal” kabulü bir anda yıkıldı. Daha önemlisi ona “içki içmeyen barmen” tiplemesi daha cazip geldi. Zaten istenen buydu. Delikanlı düşüncesini bir anda değiştirerek “irade ve karakter” sahibi birisi sıfatıyla içki içmeyen bir barmen olmaya karar verdi. Üstelik artık daha çok ilgi görecekti. Diğer barmenlerden farklı olduğunu düşünmek ona heyecan vermişti.

Düşüncedeki “operasyon” başarılı oldu.

Çocuk, zihninde kendisi için çok ilgi çekici bir resim yaptı ve bu resme uymak için gerekli adımları attı. Kendisi ile ilgili eski resmin yırtılıp atılması için birkaç saniye yetti.

O şimdi ne içki içiyor, ne de barmenlik yapıyor.

Öğretmen, delikanlının zihnindeki resimleri değiştirmek için fazla zorlanmadı."

 

c. Medyaya Düşen Görevler  

Kitle iletişim araçlarının (Medya) işlevleri içerisinde, haber verme en temel işlev olarak bilinmektedir. Nitekim; haber, kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması ve toplumun vazgeçilmez unsurları arasına girmesinin en belirleyici özelliğidir. Haberin değişik tanımları yapılmıştır. Ancak, “insanları ilgilendirecek, zamanlı olan bir düşüncenin, olayın veya sorunun özeti” şeklindeki tanım en bilinenidir.

Medya, toplumu bilgilendirmek üzere verdiği haberler konusunda yansız ve objektif olmalı, haberleri kendinden bir şey ilave etmeden vermeye dikkat etmeli haber ve yorum/değerlendirme kavramlarını birbirine karıştırmamalıdır.

Medya, özellikle gençliğimizi zararlı alışkanlıklara, ideolojilere, akımlara özendirici yayınlar asla yapmamalıdır.

Terör örgütleri medyada yer bulduğu ölçüde etkinlik kazanmakta, moral bulmakta, örgüt içi disiplini sağlayabilmekte ve sempatizanlarının örgüte bağımlılığını arttırmaktadır.

Medyada yer alan haber  terör örgütlerinin propagandasını içermemeli ve detaylar verilerek  gençlerimizi özendirici olmamalıdır.

 

Kaynak bilgisi için tıklayınız